Hikayeni paylaş sen de katıl bize.

Ashab-ı Kehf-Yedi Uyurlar Kıssası

khssasse

480

Yok

Ashab-ı Kehf-Yedi Uyurlar Kıssası

Ashab-ı Kehf

Kuranı Kerim’in 9 ile 26. ayetleri arasında yer aldığı Kehf Suresine ismini vermiştir.
Hristiyanların “Yedi Uyurlar” olarak adlandırdıkları Ashab-ı Kehf’i kendi kültürlerinden kabul etmelerine karşın İbn Kesir’in eserinde bu kıssanın Hristiyanlık öncesi zamanlara ait olduğu görüşü mevcuttur.
Mağara arkadaşları etrafında çok fazla spekülatif bilgi olmasına rağmen; Kur’ân onların kaç kişi ve kimler oldukları, meslekleri, ne zaman ve hangi devirde yaşadıkları, hangi dîne mensûb oldukları, hak dîne nasıl inandıkları, yaşadıkları şehir, sığındıkları mağara, mağarada ne kadar kaldıkları, köpeklerinin adı ve rengi gibi konular hakkında ayrıntı vermemiştir.

Ashab-ı Kehf-Yedi Uyurlar Kıssası;

Ashabı Kehf‘in altı kardeş olduğu söylenir. Kıssada diğer kahraman tanrılık iddiasında bulunan Putperest Dakyanus,tur. Dakyanus Ashab-ı Kehf’in (Efus – Tarsus) isimli memleketine gelir. Kardeşler Dakyanus’tan çekindikleri için ibadetlerini gizli yapmaktadır ve ona bu durumu sezdirmemeye çalışmaktadırlar.
Daha sonra durum anlaşılır. Dakyanus kardeşleri çağırtır, onları huzura alıp tanrılarımıza neden tapmıyorsunuz? Neden bu hususta memleketinize örnek olmuyorsunuz?
Haydi şimdi putlarımıza kurbanlar kesiniz veya ölümü seçiniz.. deyince Ashab-ı kehf’in en yaşlısı olan Mekselmina şu cevabı verdi:
“Bizim mabudumuz’un büyüklüğü yerleri ve gökleri doldurmuştur. Ondan başkasına tapmayız. Ancak ona ibadet ederiz. Kurtuluşu ondan bekleriz.
Putlara gelince asla onlara tapmayız. İstediğinizi yapabilirsiniz.” Dedikten sonra diğer kardeşleri de onu doğruladılar.
Bunun üzerine kardeşler zindana atılır. Bu sırada Dakyanus şehir halkı ile birlikte kutlayacakları muhtemelen dini bayramlarının hazırlıkları ile meşgul olmaktadır.

Kardeşler zindanda hep birlikte uyurken, Kardeşlerden Yemliha düşünde temiz, gökçek yüzlü yeşil elbiseli, başlarında imame ve bellerinde altın kuşak, ellerinde çevgan ve top olan bunlarla oynaya oynaya gelen iki delikanlı görür. Gelenler Yemliha’ya kendilerini tanıtır. Bunlar Mikail ve Cebrail (a.s)’dır.
Melekler Yemliha ve kardeşlerine yardım için görevlendirildiklerini söyleyip çevgan ile topu Yemliha’ya verirler ve hepsinin vura vura dışarı çıkmalarını öğütlerler.
Yemliha uyanır ve düşünü kardeşlerine anlatır. Böylelikle görülen bu düş onlara zindandan nasıl çıkacakları hususunda yol gösterecektir. Zindancıya giderek herkesin bayram yaptığı günde kendilerininde evlerine uğrayıp çoluk çocukları ile görüşmek istediklerini söyleyerek, Allah’ın yardımıyla dışarı çıkmayı başarırlar.
Eve gidip hazırlık yaparlar, ellerine de düşteki gibi top çevganı alırlar. Bayram yerindeki insanları şüphelendirmeden oynaya oynaya şehirden uzaklaşırlar. Yolda bir çobana rastlarlar. Kendilerinin ipekli giysilerini ona vermeyi teklif ederler ve tanınmamak için ondan giysilerini isterler. Çoban razı olmaz ama başlarından geçenleri anlatınca o da iyilerden olduğu için yedincileri olarak köpeğini de yanına alıp bunlara katılır.
Kardeşler, köpek havlayarak yerimizi belli eder diyerek köpeksiz yollarına devam etmek istediklerini söyledilerse de çoban, Kıtmir adlı bu köpeğin bilinen köpeklerden farklı olduğunu, mübarek bir hayvan olduğunu anlatır. Çobanın bu sözlerinin ardından köpek dile gelerek Allah’ın birliğini tastik edince hepsinin imanı bir kat daha artmış olarak köpeği yanlarında götürmeye razı olmuşlardır.
Tekrar yola koyulan Ashab-ı kehf, bir müddet yürüdükten sonra Bencilos dağındaki mağaraya Allah’a (C.C.) ibadet yapmak için sığınırlar, Bu gençler sığındıkları mağarada Allah tarafından yıllarca uyutulmuşlardır. Ancak hepsinin gözleri açıktır. Böylelikle mağaraya kimse yaklaşamaz.
Mağarada kaldıkları süre içerisinde gençlerin mağaranın genişçe bir yerinde bulundukları ve güneşin onlara “zarar vermeyecek şekilde” mağaranın içeridekilere göre olsa gerek sağından doğup mağarayı “makaslayarak” solundan battığı anlaşılmaktadır.
Hidâyeti tercih eden kimseye Allah‟ın hidâyet ettiği, sapmayı tercih eden kimse için ise hidâyete götürecek dost ve rehber bulunmadığı belirtilerek; bu durumun zımnen- hidâyete erenler için Allah’ın mucizelerinden biri olduğu belirtilmektedir.
Ayrıca muhtemelen bedenlerinin çürümesini önlemek için, gençlerin uykudayken sağa sola çevrildikleri, köpeklerinin de mağaranın eşiğine uzandığı ve dışarıdan bakanların uykuda zannederek onlardan uzak durduğu ve böylece korundukları anlatılmaktadır.
Bayram bitip Dakyanus şehre dönünce olup biteni anlar ve çılgına döner, yanına askerlerini alarak peşlerine düşer. iz sürerek mağaraya kadar gelir. Mağaranın kapısındaki kıtmir Allah tarafından Dakyanus ve arkadaşlarının gözlerine bir canavar gibi gösterildiğinden bunlar mağaraya yaklaşamazlar, bu sayede mağaradakiler kurtulur. Böylelikle Dakyanus ve askerleri geri dönmek zorunda kalır.
Aradan yıllar geçer. Ashab-ı Kehf mağarada 309 yıl kalır. Bu süre zarfında Allah, bunları korumak üzere bir melek görevlendirir. Uyandıklarında ikindi vaktidir. Onca zaman uyudukları halde vücutları değişmemiş, hepsi de gençtirler. Çoban yanında getirdiği su tulumuna bakar, suyun eksilmediğini bozulmadığını görür. Dolayısıyla bunca zamandır uyuduklarını düşünmezler. Yemliha yolda daha önce suyunu içtikleri pınarın ve gölgelendikleri çınarın kuruyup, çürüdüğünü görünce mağaraya geri döner. Gördüklerini anlatır. Mağaradakiler bunu duyduklarında çok şaşırırlar ve kısa sürede meydana gelen bu değişikliğe anlam veremezler.
Ashab-ı Kehf, Allah tarafından “yeniden diriltilip uyandıklarında,aralarından birini para vererek temiz yiyecek ve rızık temîn etmek üzere şehre göndermişlerdir.
Ona, şehirde “dikkatli/latîf” hareket etmesini ve kendilerini hissettirmemesini; zira şehir halkının, yerlerini öğrenirlerse kendilerini öldürebileceklerini veya dinlerinden döndürülebileceklerini; o takdirde hem dünya hem de âhirette asla kurtulamayacaklarını tembihlemişlerdir.
Yemliha tekrar şehre gitmek üzere yola çıkar. Yanında Dakyanus zamanından kalan akçesi vardır. Ne var ki bu akçe çoktan tarihe karışmıştır.
Yemliha yolda rastladığı bir çobandan Dakyanus’u sorunca çoban söylediklerine anlam veremez ve onu deli sanar.
Şehre varınca dostlarını arar, bulamaz. Şehir değişmiştir.
Yemliha böyle dolaşırken bir ekmekçiye rastlar. Yemliha’nın ekmek için verdiği para adamı şüphelendirir. Onun bir hazine bulduğunu düşünür, paylaşmayı teklif eder. Yemliha paranın Dakyanus’un parası olduğunu anlatmaya çalışır ama ekmekçi ikna olmaz, halkı çağırır ve hep birlikte kadıya giderler. Kadı durumu anlamak için Yemliha’yı dinler ama o da ikna olmaz. Doğruyu söylemezse başının gideceğini söyler. Böylelikle söylediklerini kimseyi inandıramayan Yemliha’yı beyin huzuruna çıkarırlar. Kendisine benzer sorular sorulur ve o da bu sorulara aynı cevapları verir.
Bunun üzerine şehrin beyi Yemliha’ya şehirde dost, ailesinin bulunup bulunmadığını ve evinin olup olmadığını sorar.
Yemliha ile birlikte evini aramaya başlarlar. Ancak Yemliha evini bir türlü bulamaz ve çaresizlik içinde Allah’a yalvarır. Allah da dostuna Cebrail (a.s.) gönderir. Cebrail hak teala’nın buyruğuyla komşusu suretine girerek ona evini gösterir. Evin içinden 120 yaşında ak sakallı biri çıkar. Evin kendisinin olduğunu, Yemlihay’ı tanımadığını söyler. Şehrin beyi:
”Seni bu şehirde kimse tanımıyor; başka bir delilin var mı? “ diye sorar.
Yemliha evde iki mermer direk olduğunu, içlerinde altın ve gümüş bulunduğunu söyler. Direklerin içini açıp baktıklarında doğruyu söylediği ortaya çıkar. Bunun üzerine şehrin beyi İhtiyara evin Yemliha’ya ait olduğunu söyler.

İlginizi Çekebilir Lokman Hekimin oğluna nasihatleri

Yemliha evinde yazdığı bir yazıyı bir sandık içine kilitlemiştir. İhtiyar bu yazı vasıtası ile bir zamanlar Yemliha ve kardeşlerinin başına gelenleri öğrenmiş, içerisinde ayet ve bulunan bu yazıyı zaman zaman çıkarıp okumaktaymış. Yazıda Yemliha’nın da Dakyanusun da adı yazılıymış. Hasılı ihtiyar, Yemliha Dakyanus’tan kaçıp şehirden ayrıldığında hamile olan hanımının dünyaya getirdiği çocuğun neslindenmiş. ihtiyar 309 yıl önce olup bitenleri elindeki metin vasıtasıyla anlatınca durum anlaşılır. Yemliha’nın kılavuzluğunda şehrin beyi halkıyla birlikte erenleri görmek üzere mağaraya gitmek isterler. Yemliha önden gidip kardeşlerine Dakyanus’un neslinin tükendiğini ve Hazreti İsa devrinin başladığını söyler.
Kardeşler bu durumu öğrenince dünyada kimselerinin kalmadığını; bundan böyle Allah’a yönelmek istediklerini belirterek duaya başlarlar. Allah Cebrail (a.s.) gönderir ve mağara kapısını kapanmasını emreder. Ashab-ı Kehf-Yedi Uyurlar Kıssasında dışarıdakiler Yemliha ve diğerlerine kadar arasalar da bulamazlar.

KURAN’I KERİM’DE KEHF SURESİ MEALİ
(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)
Ashab-ı Kehf-Yedi Uyurlar Kıssası:
1 – Hamd, o Allah’a mahsustur ki kulu (Muhammed’e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2 – Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.
3 – Onlar orada sürekli kalacaklardır.
4 – Ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.
5 – Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6 – (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
7 – Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
8 – Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız.
9 – Yoksa sen Ashab-ı Kehf‘i ve Rakim’i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
10 – O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.”
11 – Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
12 – Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık.
13 – Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
14 – (Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
15 – Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
16 – (İçlerinden biri şöyle demişti:) “Mademki siz, onlardan ve Allah’tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın.”
17 – Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
18 – Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.
19 – Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: “Ne kadar durup kaldınız?” (Kimi) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler. (Kimi de) şöyle dediler: “Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin.”
20 – “Çünkü şehir halkı, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtuluşa eremezsiniz.”
21 – Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dediler ki: “Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir.” Sözlerinde üstün gelen müminler: “Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız.” dediler.
22 – Ashab-ı Kehf’in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Diğer bazıları da “Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir ” diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) “Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir” derler. De ki: “Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir.” Onları ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma!
23 – Hiçbir şey için, Allah’ın dilemesi dışında: “Ben yarın onu yapacağım deme”
24 – Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah’ı an ve “Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir.” de.
25 – Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
26 – De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.” Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.

Be Sociable, Share!
İlginizi Çekebilir  Yunus Emre ve Taptuk Emre Kıssası